Terketme İstanbul`u
Açılan mesafe benden taraf insaf eyle Anlattım, istersen göstereyim aman eyle Bu mevsim bittimi sonrası her daim karlı Karlı havalar yanlız dönüşüme zararlı...
Uçamayan dargınlıkların kolu kanadı, Sustuğumuz vakitlerin bilinmeyen adı, Dalıyorum, bezmişsin, yüzün solgun bir ara Yüzüme yansımışsın, sensin acıyan yara...
Sınırlarına seni sığdırdığım şehrimi, Geri dönmek üzere ayrıldığım yerimi, Boş bırakma, ben olmayınca ordasın dimi? Yıllari kovaladık, durma vakti şimdi mi?
Seni uyanmışken göremediğimden beri, Uyanık kalmak eziyet oldu geceleri, Ne libam var giymeye nede çayım içmeye Seninle muhabbeti değişmem hiçbir seye
Bir dönem yetti, bari yenisinde üzülme İlle üzülmek gerekirse sadece gülme Aramaya değmez her kelimemde binbir ima Uzakta şimdi görmek istemediğin sima...
Belirsizlik son bulunca, buralara süstün, Üzdüler orda seni yaşayanlara küstün Gittiğin diyara, seni sevince yaklaş Mesafeler tükenir bir yanda yavaş yavaş
Bu kadar uğraş niye ben seni biliyorum, Şahsına ne söylense hepsini siliyorum, Arkandan devam eden değişikliği durdur Boş kalabalık, sensiz istanbul ancak budur
Gönderdiğim haberci binbir ayaklı Beyaz kaleminin ucunda merakım saklı Saklananlar yazılmamış mektupların pulu Mektuplar yol bilmez, terketme istanbul’u...
6 Ekim 1999
Aeb
|