Fısıltılarla Da Olsa Söyle Türkünü
Gülüşleri buz sarkıtı Dürüstlükleri cilalanmış Kör ıssız dostluklar artığısın Sirenler gözelenir göğsünün çatalında Kuduz köpekler uluşur Yalınkat sevdalar bıkkınısın Tarazlanmış yanılgılar bezgini Kırılmış düşler ezginisin... Karanlığın altından Korkak sular akar /çağıltısız Sen yalancı aynalarda bir hâyal İşin başkalarını yaşamak gün boyu Belki de hiç olmadın - ne gerçek ne de masal
Ve her akşam Doğarsın sancılı yalnızlıklara yeniden Gözlerin bir çift ölü balık keder denizlerinde Bütün bastırılmış isyanların Sabır taşlarını keser Param parça gecelerde...
Yüzlerce yıl çağıltıyla beslenen çatal göğsün Karanlık kuyularda diken büyütür şimdi Seni irinli sevdaların sokaklarında Kör düğüm kıvrandıran yalnızlık Köreltir kırk gözeli pınarlarını Sığlaşır gidersin kristal aynalarda Geride bir hayal kalır senden Kanar ılgıt ılgıt en derin uykularda...
Gün gelir bir başkası olduğunu sanırsın Oysa bu sokaklar Pas bağlamış namusların mezarı Karanlığın kaleleri korkuyu korur İşkenceler Duvarları çatlamış adaletler Beyninde örümcek besleyen yetkililer Tüm bu irinli yaralar içinde Ağlamasını yeniden öğren Gerekirse isyan isyan gözyaşlarınla diren Ve sancılar içinde bir hayal olmamak için Kristal aynaları kırmayı Öfkeyle bağırmayı öğren... Sözüm şu sana gözüm Soyun yılgınlığın kanlı kürkünü Nerede ve ne zaman olursa olsun Zulmü saltanat kılanın tükür yüzüne Fısıltılarla da olsa söyle türkünü
Adnan Durmaz
|