Fırat`a Sesleniş
Fırat coşkun ve deli, Fırat azgın serseri, Ne kadar zulüm yıkım varsa onun eseri Boynunda kemend mi var akıyorsun pespaye Başıboş mu kalmlışsın, ne hedef var,ne gaye Ben sana sevdalıyım, bilmezsin asırlardır Sana anlatacağım yığınca derdim vardır Senden şikayetim var, akarsın deli dolu Senden vefa bekliyor bu mahzun Anadolu Neden kendinde değil,sarhoş geçer her demin Seninle anlaşmıştık,hem kavil hem de yemin Tersine akıtmalı, seni durdurup baştan Mahrum etmeli seni, hem sudan hem de aştan Biz görmezken gün yüzü, senin yüzün parıldar Sana dar gelmelidir, sığdığın yatağın dar Anlatsam dinler misin, belki saatler boyu Gece uzar gün uzak, karanlıklar kopkoyu Sana anlatmam lazım iknaya mecburum ben Yıllardır ezilmişim, mazlumum mağdurum ben Köyümüz yerle yeksan şehirde varoştayım Bana zindan bu halim, sanki bir koğuştayım Geçmiyor gayri zaman, sen sınırlar aşarken Senin umurunda mı, biz perişan yaşarken Ey Fırat! sen gamsız, sen çilesiz şeysin Biz esir, biz biçare bize Fırat neylesin Ama yürek bu işte,doldu mu taşar böyle Haksız mıyım ey Fırat, şimdi doğruyu söyle Bize umut vermeli, bize can katmalısın Vardığın her sınırda bunu anlatmalısın Senin adın dillerde, benim dilim ellerde Kim bilir yadımızı koydun hangi ellerde Haykırışım feryadım belki de beyhudedir Çektiğim çile, azap bu yürekte ukdedir Lügatları devirdim tarif için halimi Ben sustum, sen çağladın güçlendirdik zalimi Ne benim feryatlarım, ne çağlayışın Ya benim çilem yalan, ya senin ağlayışın Sana vasıl olmanın bir yolu vardır amma Sen o büyük cüssenle bir sırsın, bir muamma Ben sana haykırmaya, davete mecbur muyum? Lal olsun benim dilim, kurusun benim huyum Hiç aklına gelmez mi, yadına düşmez miyiz? Böyle perişan, mahzun kalacak bir biz miyiz? Yeter artık bu halin, beni çıldırtıyorsun, Bana korku türleri dersleri veriyorsun. Sana taş mı diyeyim, zaten sen taş yiyorsun, Ben karalar bağlarken, sen taşa bağla yosun. Karanlık çöktü demin, yakamozlar belirdi, Bu dertle nice mecnun nice bin kez delirdi. Sana zulmü anlattım, suskunluğum bozarak, Sana name yolladım, göz yaşımla yazarak. Hiç karalar bağlamaz,anlamaz mısın yası, Sele kapıldı gitti, milyonların hülyası. Ah Fırat, zalim Fırat kar eridi bahardır, Seni bekleyen nice kurak topraklar vardır. Nasip olur mu bir gün kavuşmak bir tenhada, Vuslatımız belki de artık öbür dünyada. Özlüyoruz gün be gün, şırıltını sesini Kime söylemektesin ağıtını ninnini? Bize söyle, bizi duy, bize doğru ak biraz, Nerde bahar mevsimi, nerde açar ak kiraz. Durdurmaz sanıyordum ne duvar, ne set seni, Yıldıramaz duyordum ne kin, ne haset seni. Yatağına sığmayan bir er bilirdim seni Tutmayan dizlerime bir fer bilirdim seni. Artık ağlamalıyım söndü gözümün feri Kaybetmek üzereyim sağ olan tek neferi Dua ettim Rabbime birleştir gönlümüzü, Ya bizi burda öldür, ya güldür yüzümüzü. Gel artık zalim Fırat kollarını aç bana, Ova, nehir, dereler yıllar var ki aç sana. Yetmez mi bağırdığım bunca zaman, bunca gün, Benim feryatlarımdan sen alınma, sen öğün. Ümidim var bu zulüm sürmez ki haşra kadar, Bize bir selam yolla, olsa da katre kadar. Sen ummanı özlersin, dökülürsün taşarsın, Kim bilir hangi ilden ne öyküler yaşarsın. Sen beni bir başıma böyle bırak kimsesiz, Sen deli-dolu Fırat, ben öksüz, garip, sessiz.
Mehmet Feyat
|