Nasıl İsterdim
Nasıl isterdim hafif bir ruzgarla sızlarken sokakları yagmur altındayken sislerle silinmişken uzak ışıkları nergislerden süzülüp gelen yankısız iççekişlerimi bu kente anlatabilmeyi böyle yağmalanmış böyle gülümsemesiz böyle korunaksız kalışını yüreğimin bir gizini daha aralamıştım insanın saklısında kımıldayan yanını insanin insana ettiğiydi tarih oydu en kıyıcısı oydu güllerce kokan bir güneş gibi ısıtan içimizi koyup giden ardında ağlamaklı yaralar açıp oydu duvarları delip kucaklayan bizi bilirdim ne çok sıcaklık dokunaksız kalmıştı ne çok çığlık yankısız eriyip binlerce sese bölünerek bir ben incinince mi sırtımı dönüp yaşama alıp başımı gidecektim bağrıma basıp bu sevdayı ağıtlar gibi başka ilkilimlere yatırmak menzilimi diyorum hükmü sabaha varmıyor içimden geçenlerin incelip kırılıyorum en dokunaklı yerimden yoruluyor kanatlarım daha ilk şafakta soluksuz düşüyorum bir taş atımı uzaklıklara bir azeri ezgide ellerin çizerek havayı zarifliğince parmak uçlarında kayıp geçiyorsun ıslak gözbebeklerime basarak beyazlar içinde zılgıtların uzuyor yankılarda ufuklar boyu al bir mendil sallıyorsun bükülüp kıvrılarak halaybaşısın omuzbaşımda yüzinde ekmeğini sınırsız bölüşmenin o rahatlatan, bulaşkan güzelliği söyle nasıl çekip giderim yalnız kollarımla değil gözlerimle de sesimle de kucakladım seni yürek bu ne etsen faydasız o hep eşkiyandır kuşatmalı dağlarda duysan da bir kayalıkta vurulduğunu aysız gecelerin birinde kaldığını subaşlarında fitilsiz yaralarca kanadığını umarını rüzgarlara yazdırıp gövdenle can taşıdığındır yüzünü döndüğündür günebakan sarılığınca insansın anla işte bir mum alevi de olsan boyunca eksilirken çoğalmak değil midir yandığın
Aydın Öztürk
|