Zaafım Var Biliyosun!
sana zaafım var bunu sen de biliyosun seni görmeden önce kararlaştırdıklarımla gördükten sonrakiler birbirini tutmuyor tutsa bile ancak ayrıntılarla sınırlı gidilecek film ya da oturulacak yerin seçimi gibi ayrıntılar onu da ancak sana sorduktan sonra yapabiliyorum
sen beni istanbul`a ilk gelenlerin götürüldüğü bilindik mekanlara götürüyosun iki yıllık istanbulluluğuna rağmen bense seni kırmayarak yirmi yıllık istanbulluğuma rağmen bereket dönercisi ve taksim çay bahçesi gibi bilindik mekanlara gidiyorum sonra yirmi yıllık istanbulluğun verdiği cesaretle kahvenin engüzel yapıldığı yer olan galatasaryadaki çay ocağını bilip bilmedini soruyorum tam oraya gidecekken yolda beyoğlu sinemasının cafesine giriyoruz az sonra ilk çaylar geliyor sen haklı olarak paranın peşin ödendiğini bilmediğin için cüzdanına uzanmıyorsun parayı ben ödüyorum ve yine az önce bereketten çıkarkenki yaptığımız tartışmayı yapıyoruz sen alman usulünü savunuyorsun bense alman usulunün arkadaşlar arasında geçerli olmadığını savunuyorum olay böyle kapanıyor az sonra ikinci çaylar geliyor sen bu sefer paranın peşin ödendiğini bildiğin halde cüzdanına uzanmıyorsun bense az önceki tartışmanın benim lehime sonuçlanmasının verdiği sevinç ve paranın yine benden çıkmasının verdiği üzüntü ile parayı ödüyorum ama bu sefer kalan paranın yol parası olduğunu düşünerek ilk çaylarda garson kıza yaptığım üstü kalsın jestini yapamıyorum az sonra okula gideceğini bildiğim için ikinci çaylar esnasında ikinci buluşmanın temellerini atmaya çalışıyorum yarınki sinema teklifimi reddediyorsun perşembe boş günün olduğu halde sınavlardan yakınıyorsun en sonunda cumartesi için sinema sözünü alıyorum ve çaylarımızı içip kalkıyoruz sen okuluna gidiyor bense kafamda cumartesi gününün heyacanı evime dönüyorum
sana zaafım var bunu sen de biliyorsun sensiz kaldığım anlarda seni düşünüyor ve hızla cumartesi gününün gelmesini bekliyorum
9 kasım 1999
Mehmet Arslan
|