Bir Kimsesizliktir Şubat
Ne zaman başladı bu şarkı Ne zaman yazmıştık bu destansıyı Başkentin ortalık yerine Nasıl ısıtmıştık o buz gibi soğuk Kış mevsiminin en kısa ayını Nasıl da umut doluyduk Sevecen, istekli Cehennem ateşi gibi yanan Çatal yürek sevdalılardık Kuşlar gibi ürkek, firari Ufak kanatlarındaki kayıp kıpırtılar gibi Yürüdük beraberce Üzerinde şalın, kolunda çantan Ve elbiselerinin yarattığı o kadın edasına inat Bir çocukluk hakimdi yüzüne Karanlıktı Sakarya Alabildiğine kalabalık Gözüm sana kilitlenmiş görmüyordu kimseleri Kollarını göğsüne kilitleyip yürüdüğümüz yola bakıyordun Ara sıra yüzüme çarpan kaçamak bakışların Serseri kurşunlar gibi saplanıyordu bedenime Saatler öncesinden buluşmuştuk seninle Çalıştığın yerden aldım seni Her zaman gittiğimiz çay ocağına gittik Orada sıcak çaylarımızı ve sigaralarımızı içerken Konuşmamız gereken şeylerin haricinde her şeyden bahsettik seninle Sonra bizi ayıran o zaman kavramını hatırlatan saatine baktın Ve terk ettik çay ocağını Saatlerdir çenemize hükmeden o gereksiz diyalogların içinde O kutsal, o sahipsiz başlangıç noktası olan banka geldik İkimizde çekingen korkak oturduk yan yana Biz ürkek, gece ürkek, Ankara her şeyden ürkekti o saatlerde Sessizce uzun bir zamanın kanına girdik Ve erkek olmanın getirdiği o anlamsız sorumlulukla Girdim konuya
Günler boyu bu giriş için nasılda uğraşmıştık anımsa Sorular ve kaçak cevaplarla kurulu bir dille konuştuk Bütün kent bizi dinlese de umurumuzda değildi Tanıdık bir mekandı orası Kaç kızla yürüdüm orada bilmiyorum Ama seninle beraberken başkaydı Bambaşkaydı Sakarya
Yüreğimi sımsıkı saran ve haince boğan Sıcacık hislerimi anlatırken sana Hayatımın en büyük korku girdabında savruluyordum Fark etmedin Bakışların donuk, dudaklarında sahipsiz bir gülümsemeyle Başka bir diyardaydın Kim bilir neler düşünüyordun Aslında yıllarca geç kalan bir kararı Bir saat içinde almıştık Biz ya çok daha önce karşılaşmalıydık Ya da asırlarca sonra Bu kararın yarattığı sevinç çok fazla gelmişti yüreklerimize Herkes duymalıydı Başkent’in her noktasına yayın yapan Bir ses düzeni olsaydı Anons ettirirdik bu sevdanın başladığını Ama bize o an için senin dostun olan Benim fazla tanımadığım tatlı kızla paylaşmak yetmişti Şimdi daha sıcak bakıyor Daha yakın yürüyorduk birbirimize Başlangıcın verdiği güç ve cesaretle mutlulukla Daha kararlı adımlıyorduk ıslak, soğuk kaldırımları Ne kadar çabuk gelmiştik durağa Ne kadar çabuk gelmişti ‘’hoşça kal’’ veya ‘’görüşürüz’’deme vakti Daha sonraki zamanlarda seni o duraktan Binlerce kez uğurlamama rağmen İnan ilk kez o gün çok çabuk gelmişti belediye otobüsü Otobüse bindin Buruk bir vedaydı el sallamalarımız Başladıktan yarım saat sonra veda etmek zorunda kalan ben Gözden kaybolana kadar baktım Seni götüren kırmızı otobüsün peşinden Ve öyle bir hasret sardı ki bedenimi O gün ilk kez o an üşüdüm Koskoca bir yılın en güzel ayının üstünden seneler geçmesine ve Şu an ayrı olmamıza rağmen yanıma anılarımı alıp bekleyeceğim O gün duraktan yolcu ettiğim Saf, çocuksu, kimsesiz, umarsız ama alabildiğine sevdalı Beklentilerinin yaşayacaklarımız olduğunu bilen Kış mevsiminin heybetli papatyasını
Yusuf Barış Bakırcı
|