Sırdışı Bir Koşuk
Birileri, biryerlerde, yinelerken senin sözlerini, o hiç başlamak ve sonlandırmak istemediğin özlemlerini söyleminde tütsülüyor işine gelmeyeni her sabah aşısız yaban zeytini. Adımlarına yetişemediğim sıcak bir sonbahar, başparmağımda kuruyan mürekkebin ağırlığı ve gündoğumunun bakırsı kokusu içimi burkan dert şimdi. Sanki, sanki gizemli ve ağır; sanki bir sır. Birileri, biryerlerde, söylerken yalnızlığın ebedi şarkılarını, detone bir an yokluğun vokalistliği ve rüzgarın yönünü değiştiren soru; tüm insanların bir filozof olup da bunu bilmemesi.
Soytarının soykütüğüne kayıtlı, doğal beklentilerimizi karşılamayan devinim, sanki hayranlık ve korku, sanki ümit ve düşkırıklığı. Güneş etrafında dolaşmanın kazancı nedir? Ey, suçu sokaklarca paylaşan günlük felaket bağımlısı insanlar! Nehri kendine çağıran deniz, bir an depreşir ve durulur. Bilir ki, ne kadar depreşse kumlarca o kadar yutulur. Değil mi ki, özgün kimliğinde sakladığı yaratı, zorunluluğun prangalarından kurtuldukça ve düşünceye köstek vuran dogmalar kudurdukça; Arşimed ile Galileo arasında yerçekimine kapılır, şafakta taçyaprakları boydan boya hırpalanır ama sır, taşı konuşturuncaya değin söylenip durur.
Ejdan Sadrazam
|