Eylül Ölümleri
bir resmin peşi sıra ‘ıslak adımlarla’ aranan ne varsa -aşka, yani sana dair- kaybettiğim bütün yüzlere denk düşürüyordu yokluğunu… /hiçbir ayrılık güzel değildi ölüm kadar. oysa ki güzel olur derlerdi ‘eylül ölümleri’/ bu yüzden olsa gerek, git de diyemiyorum..kal da. iki yokluk arasında kayboluş.. zamanın son nefesini çekiyorum içime. susmanın ölüm. ölümün eyvallah diye beklendiği bir kapı aralığında. gözlerimde karanlığın sessizliği… ne kadar uzun zaman oldu -unuttum- yalvarmaya durmayalı geceye… bir kadavra öpüşü soğukluğu sararken bedene… /çizilmemiş bir resme veremediğimiz ruhun, yaşanabilirliğini hiç görememek mi bizi delirten.. yoksa morgunda bekletilen cesedin gözlerindeki hikayenin sonunu bilememek mi yaşamı anlamlı-anlamsız kılan/ ruhuna dokunuyorum ellerimde yalnızlık git de diyemiyorum…kal da. yusuf’un bakışlarındaki mermer saraylara hapsettiğim resmin, bende tamamlayamadan esaretini, darağacına göndereceğim bütün sisli ‘sin’leri… ve o ‘sin’lere inat seveceğim tanrısal masumluğunda seni…
Rasih Yılmaz
|