Bir Kentin Öyküsü
1-mumyalanmış bir kente ilk ziyaret
bir seher vakti geldim bu beton kente kara bulutların ağdığı sokaklar bomboştu gökyüzü anlamını kaybetmişti birkaç asır önceden bütün yıldızlar sis olmuştu birer birer insanların zihninde güneş de çok uzaklara gitmişti bir garip büyülenerek ve bu kent ve öbür kentler ve tüm ülke ölümlere eş bir sükûta boğulmuştu insanlar karanlıkta doğmuştu da herkes gülmüştü ağız dolusunca yıllar yılı
günler bambaşka geçiyordu bu beton kentte düğmeye basınca akşam oluyor düğmeye basınca gene akşam oluyordu sabah niyetine bütün hareketleri trafik lambalarına bağlıydı insanların kalpleri ise ithal malıydı made in bilmem ne marka ve herkes mutluydu öyle yazıyordu gazeteler çarşaf çarşaf
kadınlar vardı bu beton kentte çinko klişelere yapışmış her biri bin mühür durmadan basılıyorlardı afişlere şan için dağılıyorlardı tüm ülkede insanlık yararına bir kadeh içki fiyatına elden ele dolaşıyorlardı sıkılmış limonlar pörsümüş çiçekler gibi çöp sepetlerinde
çocukları boşuna aradım uzun süre bu beton kentte belki mumyalarını çözerim diye büyülerini bozarım diye kaldırımlar eridi ılgıt ılgıt ayaklarımın altında çağın enerjisi tükendi ama çocuklar yoktu ortalıkta topuğunu çöle vurup su fışkırtacak şeytanın gözünü tek taşla çıkartacak ve gittiği yere nur götürecek sütun sütun
milat vardı her yudum suda ve her nefeste ciğerlere dolan zehir gibi insanları büyüleyen cadı kazanı milat milat milat ve beni de eritmek için doku doku kezzap kuyusu kan denizi şarkılar vardı mutluluk şarkıları azap gibi
kulaklar sağır olmuştu taştan da beter gözlere perde inmişti duman duman afyoncasına sokaklar kalleş havası evler ise leş yuvasıydı beton çağın beton kentinde
Tahir Yüksel
|