Güne Bakanlar Gibi
Küçücük ellerim, benim küçücük ellerim yönünü bilmez, aceleci civcivler gibi koşuştururdu, istendiğinde bir bardak suyu... döke saça getirdiğimi kana kana içen kocayürek babam: “Şeker be şeker gibi mübarek su oğlumun ellerinden” derdi. derdi de bulutsuz bir bahar günü gibi gülümserdi yüreğim... adın değdi parmak uçlarıma ergen bir umudu sahiplenip yine, bulutsuz bir bahar günü gibi gülümsüyor yüreğim... oysa bir sigara atımlık zaman öncesinde parmak uçlarıma dolanıyordu hüzün ya tutup yüreğime özenle yerleştiriyordum ya da avucumun içinde eziyordum o’nu kanadı kırık bir serçe gibi yarıyordum zamanı gökyüzü niyetine birden sarı bir çiçek düşüyordu önüme kara bir ışık akıyordu zamanın dehlizlerinde ellerim, o özgürlüğüne düşkün ellerim unutkan ve hırçın bir sevda ile kelepçeleniyordu sayılara, olaylara dolanıyordu da dilim dönüşü olmadığını bilmiyordu o, gittiği yerin dilsiz gevezeler mevsimi gibiydi zaman şaşırıyordu iklim kısaca; kırsal yalnızlıklarıma kentsel mobilyalar düşlediğim bir zamandı sıcacık bir çay gibi içimi ısıtacak bir şeyler arıyordum sakil bir sevdanın çelmesiyle üç otuz uzanmışken yere çıkageldin adın değdi parmak uçlarıma elin değdi neşen değdi umudun yüreğin aklın değdi ve günebakanlar gibi sana dönüyor yüzüm ve yüreğim...
Nevzat Tekin
|