Konuk
Bakıp susma zamanı, kırgın Sararmış firezlere düşen uykulu ikindi Kılavuzsuz parlayan ham bir rengin, Ucundaki esrik melankoli saflığıyla Yan(ıl)gım mı? acıyan sularda yiten yaz
Göveren hangi zamandanmış o Bir gezginin kendi acısına yaşıt Bir tutam kehribar sarısı perçem Tabakasındaki kanaviçede balmumuyla sarılı Soğuk mezatlara düşer kavruk yüzüm Sırrı lal aynaların yankısız aymazlığıyla Şimdi ulaşılamayandır ; parmaklarımla dokunduğum Eski bir aşkın anısı eskiyen günle yıkanırken.
Artık yıllanmış gömüden dingin acılar saçılır Gün görmemiş pişmanlıklarla örülü Yok sayılmış uçarı günlerin sessizliğini bozan Yorgun leke gibi sarar boşluğunu unutulmuşluğun Zaman o en tanıdık yüzüyle Geçirdiği köprülerden silerken bıraktığı izi Geride, herkesin kendince gizli Bir uzaklığı kalır ; durmadan büyüyen.
Şimdi hüznü uzayan sessizliğe bölmeli Sırrı dökülmüş uzaklığın penceresi Hangi yönünden baksak kendimize dönük Yitirirken rengini o nakışlı iklim Çekilir sislerin arasından rüzgardaki yüzün Senin bir yanın hep karanlıkta kalır.
Selami Karabulut
|