Anlamsız
Yine Eylül geldi, yirmibeşi geldi Nurten, gözüm. Ne edip edesinde, şu zamanı durdurasın. Su gibi akan yirmibeşleri gelmeden kurutasın.
Gizlice bir tiksinti yaşarsın, gülümsemende. Tam yirmibeşinde, saklı saklı. Yüzündeki, avucundaki sefaleti görürsünde Ağlayamazsın... Ağladıkça kırışıklıkların artarda, . Yüzüne garip bir hüzünle dalarsın.
Her yirmibeşte daha da benzersin Buruşmuş, fırlatılmış bir kağıda. Kaç yıl geçer böyle Otuz, kırk ve daha ne kadar atacak bu yürek Bilemezsin, bilmekte istemezsin...
Yaprak yaprak dökülüyorsun işte sen her yirmibeşte. Ömrüm gündüz değil, akşam değil Bilinmedik bir vakit. Kızıla yakın, mordan uzak. Tüm insanlar gibi saçma sapan bir şey işte. Ölüme yakın ve yaşam yalan yanlış.
Çığlık çığlığa kıvranarak doğurmamışlığımı Anımsarımda, sevinirim... Yalan olana, yeni bir yalan insan katmadığım için. Çiçeğe benzerler ilk başta doğrudur. Ama git gide solarlar, dökülür yaprakları -Hem de bunu çiçeğin tek sahibi yapar, Tanrı-
Yazdan sakladığım, tüm çiçeklerimi çıkarırım. Aralarında kır çiçekleri de var, hiç solmamış Bu yirmibeş akşamında, birisini yakama takıyorum, Birisini kulağımın ardına ve saçlarıma tek tek. Ne de çok çiçekleniyorum.
Cenazemde bile bu kadar çok olamaz. Zaten olmaması da tercihimdir. Cesedim, cansız bedenim ne yapsın onca çiçeği. Bunun yerine, yaşamımda verilen tek bir çiçek bile Oysa ne de çok sevindirirdi beni.
Yirmibeşlerde hatıra gelipte, asla verilmeyen Bir çiçeğin burukluğu, eksikliği taptazedir yüreğimde. Yaşamın içinde küçük bir ayrıntıdır belki de bu Ama ben de bir kadınım her kadın gibi. Yine de ben, kendimi çiçekliyorum, Her çiçeksiz anımda. Ya da hep kendimi teselli ediyorum, Yirmibeşlerimin olmadığı zamanlarda. Bu mutlu eder mi insanı, doğru mudur acaba? Ya yaşam, ya ölüm yeterli midir insanlara?
Nurten Aba
|