Turna Kadının Ninnisi
Serin bir yel solur bulutların saçlarından Bir ana elidir bozkırda bahar Bir kaç yeşil dolaşır sarı kıraçta Uçurum gülüşlü yorgun yüzlerde Ağustosun ateşten kırbacı şaklar İsli lambalarda alevin safran dili Çan ve it sesleri içinde akşamı yalar Yüzleri bıçakla yontulmuş adamlar Hoyrat hoyrat gülüşler gecede Bir kaç eğri diş parlar ağızlarında Kimsesiz yosunlu mezar taşları Uzak bir radyoda ince sazdan hicaz faslı Ve bir de ay Kayar gider bulut koyaklarından Eski bir hovarda gibi pervasız... Toprağa gire çıka Beş dallı pötürlü bir ağaç kökü elleri Doğrulur her akşam geceye doğru Yayvan ayaklarında toprağın nabzı çarpar Sırtında bebesi- yarı uykulu Kadın aya bakar Kimse görmez... Parmakları her gece gizlice çiçek açar.. Uzak bir radyoda ince sazdan hicaz faslı Arzuhalin karanlığa fısıldar ` Nenniler ederim uyusun deyi Uyusun gül sabahlara büyüsün deyi Bol bol yıllar görsün Cicili kirman İpekli yorgan Gök gözlü kurban olsun Sarı yeller sarartmasın benzini Kara günler karartmasın gönlünü Ne gurbet çilesi ne el kapısı Ah bilirim muhanettir hepisi... Kara gecede Kara nadasta Kara karıncayı gören Yokludan aldı mı alan Varlıya verdi mi veren Bebeme de el kadar bir tarla versin Sarı göz koyunlar versin Çatmalı evler versin Selvi boylu gelinlerle bağlayayım başını Davullarla zurnalarla dökeyim aşını Gördün mü yaratanın işini Gördün mü yaratanın işini Deli Turna bir görse böylece bebesini Hiç sayrılıktan farir mi Ölümü gözü görür mü!... Görür mü!...` 30 Mayıs-93
Adnan Durmaz
|