Rumeli Türküsü
Bıraktım seni Asılı bir tavanda Bir bebe beşiği olarak
Baltamı kütüğünde bıraktım Dağladım yüreğimi bıraktım geride Tunayı bıraktım Asma bahçelerini Göğermeden erikleri İncirleri daha olmadan Mayalanmadan sütler bakraçlarda Dövülmeden mutunlarada ayranlar Kaymağımı, özümü Peteğimden balımı ayırdılar Çarığımdan, poturumdan, fesimden, Fistanımdan, fitamdan, feracemden, Üç dallı eteğimden ayırdılar Bir daha görmemek üzere Dönmemek üzere Ayrıldım sevgilimdenÇanakkale` de ve Yemen` de Ben dövüştümse de Rüştiye mektebini okudumsa da Manastırda İstanbul hayaliyle yandım Eminönü` nden Karaköy` e geçerken Hayretler içinde kaldım
Sultanahmet meydanında Turist namıyla benle konuştular Hala Erzincan` da olan Fahriye Abla` yla Maraş` lı Şeyhoğlu arasındaki ilgiyi kuramadım Arktan su sularken Kaç öküzü patlattı Sabanın savurduğu toprak
İnebahtı, Preveze, Barbaros Uruç Reis ve Cezayir Korsanlarının eline geçti şimdi
Eyvah Bağrında kaç gül açtı Kahpe Gırnata`nın Altın Kadeh Meftunum güle Ole ole Şala ve ala Kahpesine zil takıp oynamasına
Bitmeyen gece başladığında Lale açmasını niye beklersin Göğsünde Serin selviler altında, mezar taşlarındaki İbareyi ve ifadeyi değiştirdikleri halde
Çanakkale geçilmezse Kime hala bu vize
Miracını mı kutluyorsun Efendimizin Yoksa doğumunu mu Regaib gecesi ne anlam taşır Taleal Bedru Okuyarak Ayın doğuşunu kime farkettirmeye çalışıyorsun Selimiye` nin minaresini Mahyasını, Taşların direncini, Sinan` ın fendini, Keserini, Malasını, Kellesini, Kim uçurdu Şehzade Mustafa` nın
Rızk ve ekonomiyi Riski ve ticareti Dolunayı inkar etmeyi Gülü soldurmayı Teammüden kim azmettirdi sana Öküzler ağladı Saban ağladı bu topraklarda Makedonya yasa bulandı
Konavalı Atını gerisi geriye sürerek Terk etmek zorunda kaldı Doğduğu toprakları
Geleceğine ağladı dağlar taşlar Kağıthane deresi bekliyordu onları Altın tepsi, Sağmalcılar, Paşabahçe Zeytinburnu, Avcılar bekliyordu onları Yozgat, Çorum, Samsun bekliyordu Söke ve pamuk tarlaları Çır çır makineleri, Forbes Meyan fabrikası Orhangazi, Bursa bekliyordu onları
Kavun, karpuz Eriği, inciri, narı parayla alıyorduk Ve hasrettik Doyra` nın balık etine Kızlarımız burçak tarlasında gelin olamıyordu Alişimin kaşları çatıldı Debreli Hasan Eşkiyalığa tövbe etse de Kimse özrünü kabul etmedi Halbuki Atçalı Kel Mehmet gibi Hademe-i Devlet diye para da bastırmamıştı
Tuna aksa ne olur Akmasa ne olur artık Şimdi soydaştım Karacaali` den getirdiğim lastik yemeniler On senedir giyiyorum
Huzurum kaçtı Tren raydan çıktı Yitirdik tüm değerlerimizi
Onur üzerine hiçbir söylem Söyleyemez oldum
Türkülerim ağladı sahipsizlikten
Üsküp ağladı, Gevgili ağladı Yahudi tüccarlarına taş çıkartan Kırcaali` li ağladı Vardar ovası ağladı Urba, fıta, peşkir ağladı Gelberi ağladı
Orman ve ağaç ağladı Paleler ağladı Yorgi ağladı Kirletilmek korkusuyla Tuvaletler ağladı Maşatlıklar Kristo ağladı
Bağlar Erişilmez ve ulaşılmaz bir örnekle Dallarına asılan ücretlerini Anıt bir efsane olarak Saklamak üzere İçin için ağladı
Köprüler ve medreseler Duvarlar ve taşlar Kelime-i tevhid` li sancaklar Hutbeler ve dualar Akıncı beyi ağladı
Elifba Mızraklı ilmihal Enver-ül Aşıkin Niyaz-i Mısır` ı Nur` ül Arabi Efendi Baba Süleyman Hilmi Terketmek zorunda kaldıkları için Secde edilmiş toprakları Hüngür hüngür ağladı
Cami duvarı Musalla taşı Musallat olacaklar diye ağladı
Ertuğrul ve Osmanbey Gaziorhan, Şehzade Süleyman, Rumeliye geçiren sal Bakıp bakıp akıbetine ağladı
Boşnak ağladı Pomak ağladı Arnavut ağladı Türk ağladı Çingeneler Atlar ve taligalar ağladı Ocak ve kazan, Küpler, ambarlar, Çömlek ağladı
Yel olup savrulmaktan Abdülhamit Han` a sahip çıkmamaktan Bir intizar ile savrula savrula Saman ve çöp ağladı
Cephanemiz, Silahımız, Rızk aletimiz, Çapamız ve kazmamızdı Ve Menderes ırmağı su kaynağımızdı
Her yıl birkaç can alırdı
Menderes akar akar Boz bulanık akar
Menderes yüzünden Kaç ana ağlardı geride Bilinmez
Menderes akar Şeker şerbeti yapılmak için Ve üç beş damla sirke Veya ulaşıklı biberle içilmek için
Gazlı bidonlara konulur Menderes` in suyu Pamuk tarlalarının dibinden Mile bulanmış bir şekilde Tarlalara vura vura Çarpa çarpa akar
Savuca köyünden Sabah beşte Bir traktör römorku dolusu Kadın - erkek Pamuk tarlalarına koşar
Güneş doğmamıştır Anneler yanlarındaki Çocuklarının dizisinide Çapalamak zorundadır
Yevmiye ver amele Satılmış bir beden Belim koptu anne diyen çocuklar Ve güneşin tepede Ağır ağır yükselmesi
Kızgın toprak Yılgın insanlar
Hafta başında Çarşamba` da Ücret dağıtır dayıbaşılar
Perşembe birinci günümüzdür İş başında Ne Cuma selası ne ezan sesi Yalnız Menderes` in sesi Ve akması
Kala kalırız muhacirliğimizle Menderesler gibi Mahzun ve ağlamaklı
Ben size ne yaptım der gibi Asılırız zamana Kefen gibi elbiselerimizle Paydos, boynumuzdaki ipi Gevşeten bir iskemle gibiydi
Söke, Forbes Meyan Fabrikası, Harç tenekeleri, Malamız, küreğimiz Ayrılmaz bir parçamızdı
Köprü üzeri İş bulma kurumumuzdu
Bir genel müdürün karşısında Durur gibi duruyorduk Çiftlik sahiplerinin karşısında Velinimetmizdi onlar Saygıda kusur affedilmezdi Sanki sur üflenmiş Kaçacak yerler arayan Sığınmak için kuytular Ağlamak için duvar dipleri Pamuk tarlalarında Cibinlik içinde yatar Sabah vakti kırağı düşerdi yüreğimize
Çocuklarımız Ve parasız yatılı okullar On iki yaşında başlayan Bir askerlikti sanki
Depremler Yüksek seviyedeydi içimizde Su satmak Turşu sarmak Daha ileride
Seslen ne olur duyarım Kulağım sende Araya kim koydu bu telleri
Kim gözetliyor beni Toprağımdan beni ayıran kim Kurusun elleri Ebu Leheb gibi
Şahbaz Hulusi
|